Ziyaretçi Defteri
Bir Mesaj Yazın
Muammer Erkul'un yorumu:
Ben yazsam, yazsam, yazsam ne işe yarardı; sizler okumasaydınız...
Hep karkarım şundan;
ya olmasaydınız!..
Öyle güzel ki; böyle biriz, beraberiz...
..ve söz biter, mânâlar gönüllerdeen gönüllere, uzaaaar gider.
Sevgiler
M:)
Muammer Erkul'un yorumu:
Sitemizle ilgili olanları SeyirDefteri bölümümüze ekledim. Diğerlerini Murat Bey veya Abdurrahman'dan alabilirsiniz.
Selamlar
M:)
Muammer Erkul'un yorumu:
Merhaba ve hoş geldiniz efendim...
Türkiye Gazetesi'nde şu anda da düzenli yazılar yazıyorum :)
Sitemizdeki STOP isimli köşemiz zaten gazetemizde çıkan yazılardır.
Saygılar selamlar
M:)
NOT:
Sitemizin anasayfasında sol altta küçük bir kutucuk var. Oraya mail adresinizi yazın. Yazdığınız adrese, sitemize eklenen bazı önemli yazıların bilgisi gelir, sadece üzerine tıklayarak o yazıyı okuyabilirsiniz...
Muammer Erkul'un yorumu:
İnşallah inşallah, hep birlikte...
M:)))
Muammer Erkul'un yorumu:
Sevgili Meltem, merhaba:)
O bahsettiğin yazıyı, şu anki köşemde bir köşeyazısı gibi yayınlamam mükün değil.
Fakat istersen posta adresine gönderebilir hem de sebebini yazarım.
M:)
Muammer Erkul'un yorumu:
Bu güzel satırlarınızı, asıl yeri olan "Işık Denizi" isimli yazımızın altına koyduk.
M:)
Muammer Erkul'un yorumu:
Birde bir,,, ikide ikiii...
M:)
Muammer Erkul'un yorumu:
Hoşgeldin öyleyse, Batuhan'ın anneciği...
Ve zaten sen gitmemiştin ki, hiç gitmemişsin ki;
sadece, kendini kendi aynanın karşısına koymuyordun!
Bu site veya köşe veya her yazımız; senin aynandı, senin aynındı!..
Bazen yüzleşmeye cesaret bulamıyoruz kendimizle.
Yani, ey kocamaaan ve sevgili ailemizin eski ferdi; hoşgeldin yuvana...
Burası senin ve benim ve hepimizin aynasıdır.
Ne varsa sende onu bulursun...
M:)
2988
Mesaj Yazıldı
bahar
Perşembe, 02 Şubat 2012 17:10
Bu gün çok mutluyum.
SEVGİ sitemize Muammer Erkul abimizin dedesiyle ilgili yazıları da eklenmiş.
[Uzun zamandır siteye giremediğimden dolayı yeni gördüm.] Teşekkür ederim.
Bütün sevgi ailesine sevgiler...
Bahar
SEVGİ sitemize Muammer Erkul abimizin dedesiyle ilgili yazıları da eklenmiş.
[Uzun zamandır siteye giremediğimden dolayı yeni gördüm.] Teşekkür ederim.
Bütün sevgi ailesine sevgiler...
Bahar
Saadet
Salı, 31 Ocak 2012 00:06
Rabbim, yıllarca yazılarını kesip biriktirdiğim ve her defasında keyifle okuduğum adam bana cevap yazmış,teşekkür ederim,elinize sağlık :))))
Muammer Erkul'un yorumu:Ben yazsam, yazsam, yazsam ne işe yarardı; sizler okumasaydınız...
Hep karkarım şundan;
ya olmasaydınız!..
Öyle güzel ki; böyle biriz, beraberiz...
..ve söz biter, mânâlar gönüllerdeen gönüllere, uzaaaar gider.
Sevgiler
M:)
İbrahim Arslan
Pazar, 29 Ocak 2012 12:41
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Arkadaşlar DuyguBahçemiz'de Bal Küpüm adlı şiirimi Muammer abimiz yazmadıysa ben yazarım diyerek onun benim gibi düşündüğünü hissettiğimden ona ithafen yazdım, tabii bunu kendisi bilmiyor:)) Ondan bir kitap isteme zamanı geldi.. ADI HATTA şey olsun Çekirge Çetin Merkul: Yolda, Antalya'da, Kdz Ereğli'de. İstanbul'da. Stop dememin zamanı geldi. Çetin'in soyadı Merkul olsun diyenler!! VAR MIYDI TAM BİLMİYORUM AMA BİR MEVCUT SOYADI:))
güller emr
Cumartesi, 28 Ocak 2012 21:22
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
resimleri bulamadım...
Muammer Erkul'un yorumu:Sitemizle ilgili olanları SeyirDefteri bölümümüze ekledim. Diğerlerini Murat Bey veya Abdurrahman'dan alabilirsiniz.
Selamlar
M:)
Saadet
Cuma, 27 Ocak 2012 08:23
Merhaba
Siteyi az önce gördüm ve biraz incelemeyi düşünüyorum, siteyi okuyanlara ya da Muammer Bey'e bir sorum var, Muammer Bey epey bir zaman önce Türkiye Gazetesi'nde düzenli olarak yazılar yazar mıydı?
Siteyi az önce gördüm ve biraz incelemeyi düşünüyorum, siteyi okuyanlara ya da Muammer Bey'e bir sorum var, Muammer Bey epey bir zaman önce Türkiye Gazetesi'nde düzenli olarak yazılar yazar mıydı?
Muammer Erkul'un yorumu:Merhaba ve hoş geldiniz efendim...
Türkiye Gazetesi'nde şu anda da düzenli yazılar yazıyorum :)
Sitemizdeki STOP isimli köşemiz zaten gazetemizde çıkan yazılardır.
Saygılar selamlar
M:)
NOT:
Sitemizin anasayfasında sol altta küçük bir kutucuk var. Oraya mail adresinizi yazın. Yazdığınız adrese, sitemize eklenen bazı önemli yazıların bilgisi gelir, sadece üzerine tıklayarak o yazıyı okuyabilirsiniz...
İbrahim Arslan
Perşembe, 26 Ocak 2012 09:09
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Nemrut'a bir Hazreti İbrahim çok olmalıydı, o yüzden sineği görevlendirdi yaratan? Nemrut gibi kibir putunu o küçük sinek yıktı. Ya Nemrut'un yaktığı ateş ne büyüktü ama bu da Hz İbrahim için çok küçük olmalaıydı, YAKMA! emrederken yaratan karıncayı da görevlendirdi, ağzında su damlasıyla çık yola ve şu ateşi söndür! O büyük ateş gül bahçesi oldu! O karıncanın söndürdüğü ateşi yani gül bahçesini göremeyenler HZ. İbrahim yandı sandı! Ateşse onların gözünde hep yanıyordu...
Bu da İbrahim Arslan'ca bir yorum. Bir Nemrut öldü, nice insanlar Nemrutlaştı... HALBUKİ Sinek te çok karınca da!!
İnsan bunu anlayamıyor mu?
Bu da İbrahim Arslan'ca bir yorum. Bir Nemrut öldü, nice insanlar Nemrutlaştı... HALBUKİ Sinek te çok karınca da!!
İnsan bunu anlayamıyor mu?
İbrahim Arslan
Salı, 24 Ocak 2012 11:17
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
4 yıl meyve verdi ağaç. Hani ağaç taşlanmaz. Meyvasından yemesini bilmeyenler, dibinde serinlemesini bilmeyenler, o ağaçta şakıyan kuşları göremeyip bilakis o kuşları hedef alıp elindeki taşı atmak aptallık. Yok mu aptallar. Sevgi ailesinin bir ferdiyim ne güzel. NE YAZILAR, PAYLAŞIMLAR VAR BURADA. Aranıza yeni katıldım. MEYVA YEMEYE yeni başladım. Ve biraz kestireceğim bu ağacın dibinde. Bu ağaç kırk yaşına geldiğinde ki inşallah gelecek ben ne olacağım bilmemek güzel olanı!!
Muammer Erkul'un yorumu:İnşallah inşallah, hep birlikte...
M:)))
Meltem Yardımcı
Cumartesi, 21 Ocak 2012 12:43
Eğer mail atabilirseniz çok sevinirim. şimdiden çok teşekkürler... (Yarım, yarım kaldı)
BUGÜN
Bugün önemli bir gün
Doğum günüm değil ama
Ölüm günüm olabilir
Sana
Seni seviyorum diyeceğim bugün...
Ben bunu köşenizde yıllar önce okumuştum. ne zaman paylaşsam intihar etmek istediğimi sandılar...
BUGÜN
Bugün önemli bir gün
Doğum günüm değil ama
Ölüm günüm olabilir
Sana
Seni seviyorum diyeceğim bugün...
Ben bunu köşenizde yıllar önce okumuştum. ne zaman paylaşsam intihar etmek istediğimi sandılar...
Aslı
Perşembe, 19 Ocak 2012 18:40
Dördüncü yılımız hayırlı ve uğurlu olsun :)
esk.ayşe
Perşembe, 19 Ocak 2012 00:30
İyi ki doğduukk :))) Sitemizin doğum günü kutlu olsun.
Birlikte nice mutlu, pesspembe yıllara.
---,-(@
:) ayşe
Birlikte nice mutlu, pesspembe yıllara.
---,-(@
:) ayşe
Meltem YARDIMCI
Çarşamba, 18 Ocak 2012 15:01
Merhaba Muammer Abi. Umarım tabirimi mazur görürsünüz.
Ben yıllar önce yazılarınızı takip ederdim ancak uzun zaman bir ayrılıktan sonra yazılarınızla buluşabildim. Yıllar önce yazdığınız şiirler hala aklımda... Ancak bir tanesi var ki malesef hem cüzdanımdan ayırmadığım gazeteden kestiğim köşenizi kaybettim. Lütfen benim için yayınlar mısınız tekrar. Şiirin adı "Yarım, Yarım Kaldı".
Şimdiden teşekkür ederim.
Ben yıllar önce yazılarınızı takip ederdim ancak uzun zaman bir ayrılıktan sonra yazılarınızla buluşabildim. Yıllar önce yazdığınız şiirler hala aklımda... Ancak bir tanesi var ki malesef hem cüzdanımdan ayırmadığım gazeteden kestiğim köşenizi kaybettim. Lütfen benim için yayınlar mısınız tekrar. Şiirin adı "Yarım, Yarım Kaldı".
Şimdiden teşekkür ederim.
Muammer Erkul'un yorumu:Sevgili Meltem, merhaba:)
O bahsettiğin yazıyı, şu anki köşemde bir köşeyazısı gibi yayınlamam mükün değil.
Fakat istersen posta adresine gönderebilir hem de sebebini yazarım.
M:)
GÜLLAÇ
Salı, 17 Ocak 2012 12:46
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
...Ve sonra Beykoz da ekmek arası balık yiyelim:)
GÜLLAÇ
Salı, 17 Ocak 2012 12:17
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Ben Karıncaların şehit olanlarını gördüm.
Saman çöplerine tırmanıp bir derecikten geçmeye çalışırken.
Ve sağlam itikat üzere göçenleri köprüden…
Karıncalar düşse de ölmezler ki…
Yüzüm denize döndü şimdi..
Sizin odaya… Bu hafta vereceğiniz yazıya!
Üstüne bir dua düştü, gönlümden..
Vapurdaydım bende!
Yüzüm denize dönüktü!
Aldırış etmedim korkuluklarda tutunurken buz kesmiş ellerime.
Ve kırılmış iskeleye.
Çünkü sen vardın Muammer abi yanımda.
Bir *** gibiydi süt damarı sızlamayan.
Ben küçük bir çocuktum
Gözlerim Abdülhamit’i gördü…
Köprüyü..
Haydi! şimdi tut ki ellerimden,
Hocamıza gidelim!
Saman çöplerine tırmanıp bir derecikten geçmeye çalışırken.
Ve sağlam itikat üzere göçenleri köprüden…
Karıncalar düşse de ölmezler ki…
Yüzüm denize döndü şimdi..
Sizin odaya… Bu hafta vereceğiniz yazıya!
Üstüne bir dua düştü, gönlümden..
Vapurdaydım bende!
Yüzüm denize dönüktü!
Aldırış etmedim korkuluklarda tutunurken buz kesmiş ellerime.
Ve kırılmış iskeleye.
Çünkü sen vardın Muammer abi yanımda.
Bir *** gibiydi süt damarı sızlamayan.
Ben küçük bir çocuktum
Gözlerim Abdülhamit’i gördü…
Köprüyü..
Haydi! şimdi tut ki ellerimden,
Hocamıza gidelim!
Muammer Erkul
Cuma, 06 Ocak 2012 15:44
Merhabalar efendim,
Buraya yazdığınız yazılar ilgili yazıların altında da yayınlanıyor.
Farketmeyenlere de duyurmuş olalım.
Çok emek veriyorsunuz yazarken, farkındayım ve canınızın acısını yazıyorsunuz bunun da farkındayım.
Lakin, sakın ola; "nasılsa isimsiz-cisimsiz yazıyorum" diyerek zülfiyâre dokunmaya yeltenmeyelim.
Benim nasıl ismim görünüyorsa, siz de sanki isminiz herkes tarafından görünüyormuş gibi hassas olun...
Bu söz aslında sadece size bana değil bütün yazan ve yazacak arkadaşlara.
Selamlar gönderiyorum İzmir'e ve her şehre.
Muhabbetle
M:)
Buraya yazdığınız yazılar ilgili yazıların altında da yayınlanıyor.
Farketmeyenlere de duyurmuş olalım.
Çok emek veriyorsunuz yazarken, farkındayım ve canınızın acısını yazıyorsunuz bunun da farkındayım.
Lakin, sakın ola; "nasılsa isimsiz-cisimsiz yazıyorum" diyerek zülfiyâre dokunmaya yeltenmeyelim.
Benim nasıl ismim görünüyorsa, siz de sanki isminiz herkes tarafından görünüyormuş gibi hassas olun...
Bu söz aslında sadece size bana değil bütün yazan ve yazacak arkadaşlara.
Selamlar gönderiyorum İzmir'e ve her şehre.
Muhabbetle
M:)
gullaç
Perşembe, 05 Ocak 2012 01:11
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
''Okyanusun ışığı'' adlı yazınıza dair;
Ben o tepeyi bir rüyada görmüştüm. Sahiden görmüştüm...
''Bir ben! bir sen! bir o!'' yoktu...
Hepimiz oradaydık! Gözümüz zirvedeydi; En tepe de en sivri yerinde, ayakta dimdik bir insana bakıyorduk. Evet Tanıdık biriydi o… Karanlık bulutlar düşüyordu üzerimize. Yıldırımlar aydınlatıyordu gökyüzünü. O, dağın en tepesinde bir santim oynamazken hepimiz onun eteklerine sarılmış korkuyorduk. Sanki dağın etekleri onundu… Niçin el ele tutuşmuyorduk? Bilmiyorum! Medet sadece birineydi, bizi bu kabustan koruması için. Yıl 2001 yılıydı. Ve memlekette kriz vardı. Ve ben bir rüyada kanayan yaralarımla tırmanıyordum. Düşeceksem onunla birlikte… Aynı kelimeleri kullanıyorduk. Aynı cümleleri söylüyorduk fakat çok az kişi el ele tutuşuyordu. Dağın zirvesine en yakın olanlardı ellerini birleştirenler. Kim bilir kaç kişi dayanamayıp düştü bir dağın yamacından tepe üstü yere. Kaç kişi kurda kuşa yem oldu! Kalanlar gayretine merhamet bekliyordu! Uzun bir vakit geçti. Siz deyin 1 ay ben diyeyim 10 yıl… Beklenen merhamet o hiç kıpırdamadan ve dimdik ayakta kalan sevgiliden geldi en nihayet… Onca zaman sonra ilk defa hareket etti. Elini havaya kaldırdı. Parmağıyla işaret etti. Hepimiz o istikamete çevirdik yüzümüzü. Ve aldırış etmedik buz kesmiş bedenlerimize. Donuyorduk! Öldü ölecektik! Ama o lahza da denizi gördük. Uçsuz bucaksız. Gökyüzünün birleştiği yere kadar sütlimandı… Belki bir secde kadar sürdü bu rüya. Belki de bir anın içinde uzun yıllar sığmıştı. Ve sabır. Ve sadakat… Okyanusun ışığında…
Şimdi anlattığımda bunları, bir sen mi anlıyorsun beni?
Ben o tepeyi bir rüyada görmüştüm. Sahiden görmüştüm...
''Bir ben! bir sen! bir o!'' yoktu...
Hepimiz oradaydık! Gözümüz zirvedeydi; En tepe de en sivri yerinde, ayakta dimdik bir insana bakıyorduk. Evet Tanıdık biriydi o… Karanlık bulutlar düşüyordu üzerimize. Yıldırımlar aydınlatıyordu gökyüzünü. O, dağın en tepesinde bir santim oynamazken hepimiz onun eteklerine sarılmış korkuyorduk. Sanki dağın etekleri onundu… Niçin el ele tutuşmuyorduk? Bilmiyorum! Medet sadece birineydi, bizi bu kabustan koruması için. Yıl 2001 yılıydı. Ve memlekette kriz vardı. Ve ben bir rüyada kanayan yaralarımla tırmanıyordum. Düşeceksem onunla birlikte… Aynı kelimeleri kullanıyorduk. Aynı cümleleri söylüyorduk fakat çok az kişi el ele tutuşuyordu. Dağın zirvesine en yakın olanlardı ellerini birleştirenler. Kim bilir kaç kişi dayanamayıp düştü bir dağın yamacından tepe üstü yere. Kaç kişi kurda kuşa yem oldu! Kalanlar gayretine merhamet bekliyordu! Uzun bir vakit geçti. Siz deyin 1 ay ben diyeyim 10 yıl… Beklenen merhamet o hiç kıpırdamadan ve dimdik ayakta kalan sevgiliden geldi en nihayet… Onca zaman sonra ilk defa hareket etti. Elini havaya kaldırdı. Parmağıyla işaret etti. Hepimiz o istikamete çevirdik yüzümüzü. Ve aldırış etmedik buz kesmiş bedenlerimize. Donuyorduk! Öldü ölecektik! Ama o lahza da denizi gördük. Uçsuz bucaksız. Gökyüzünün birleştiği yere kadar sütlimandı… Belki bir secde kadar sürdü bu rüya. Belki de bir anın içinde uzun yıllar sığmıştı. Ve sabır. Ve sadakat… Okyanusun ışığında…
Şimdi anlattığımda bunları, bir sen mi anlıyorsun beni?
Muammer Erkul'un yorumu:Bu güzel satırlarınızı, asıl yeri olan "Işık Denizi" isimli yazımızın altına koyduk.
M:)
gullaç
Pazar, 01 Ocak 2012 15:07
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Kaçırdınız bence bir hususu, bu gün ki yazınızda! Bu bir tenkittir size…
Lakin bu tenkit, Muammer abinin muhabbetine hasret!:)
Anlamak suyun kaynama ve donma arasında gidip gelen o kısacık serüvende bile zordur.
Zira günümüzde ki sular salt hayat verir bu fani yaşamı devam için bizlere...
Ve içinde başka alemlere götürecek nitelikler kalmamıştır ki, nerede teessüs ede gelsin...
Ne kaynama! Ne donma!
Yıl aydın mıdır şimdi? Öyle ya güneşte vardır hala. Hava, toprak ve su...
Durup da! Donma noktasındaki suyu, çözülmesini beklemekten gayri,
İki yer vardır. Ve üç su kalmıştır bu gün... Anlamak için...
Ben onların sırrını ifşa edeyim şimdi...
Suyun çıktığı nokta önemlidir... Ve kimlerin keşfettiği...
Donması da ve kaynaması da insan bilincinden bağımsız veya somut olarak var olan bir gerçeği hatırlatsa da zihinlerimize,
çoğu zaman anlamak, yıl aydın olacaksa doğru kaynağı bulmaktan geçer... Ona bulup sarılır bir teslimiyette...
Evet yıl aydın olacaksa bu gün, suyun çıktığı koca bir kaya kütlesinin dibinde ki bir tekkeye işaret etmek gerek...
Ta Anadolu dan gelen dervişlerin kurduğu Balagay Tekkesine... Bosna Hersek...
Bir kaya kütlesi abanmış gibi durur tekkenin üzerine doğru...
Ve büyük bir mağaranın altından saniyede 43 bin litre şifalı bir su çıkar. Sonra bir nehre dönüşür...
Başka sulara benzemez bu su. Bir bardak daldırıldığın ozon kokusu bariz olarak duyulur. İçildiğinde insanı dinlendirir! Yorgunluğu ve harareti giderir...
Su hegsagonel (altı köşeli kristal ) formda olduğu için İnsanın içini temizler... Zihinlerde ki serbest radikalleri nötralize eder... Belki anlamayı kolaylaştırır miladi bir yılda. Hım! Ne dersiniz?
Zira yeraltından, doğal ve mükemmel bir formda, hiç bozulmadan dünya üzerine bir nimet gibi çıkmaktadır.
Altın Silsileyi okuduğunuzda eteklerinde, kıymetli olan dışarıda kalmayacaktır.. Anlama
mücevheri bir insanın elinde ki kitaptan düşer kalbine... Ne bir hırsız çalabilir artık onu... Ne de dibinden akan serin sulara gömülür...
Kaşgari dergahında oturur gibi oturursun.
Haber salarsın Necip Fazıla!
Gökyüzünden haberli çocuklarla
Uçurtma uçurursun hep bir arada Eyüp Sultanda!
Şimdi anlamak için soruyorum!
Acaba bu dervişler tekkeyi kurarken suyun kimyasal bir analizini yaptırabilmişler miydi? Ne mümkün?
O halde nasıl keşfetmişlerdir dünyada az bulunur bu kalitede ki ikinci suyu? Ve nasıl hesaplamışlardır ki aradan yıllar geçecek ve Hırvatların attıkları bombalar, o dev kayayı aşamayıp böylece bu güne miras kalan bu tekkeye, bir zeval gelmeyecektir..
Evet bir su vardır orada. Bir de tekkenin manevi bekçileri...
Gidip görmek nasip olmadı ama olsun! Dünyanın en iyi suyunu, Müslüman ceddimizin bulması, bizim için kafi derecede bir övünç kaynağı... Yıl aydını anlamak gibi...
Bir de zemzem vardır! Dünyada bakteri üretmeyen tek su…
İçildiğinde sanki vesveseler gider. İzan duygusunu artırır. İçinde serbest klor vardır. o bildiğimiz sentetik klor değil.
Biri süpürge diğeri ise vahşi bir kedi olarak biline gelmiştir.
İsimler benzese de aralarında fark çoktur. Biri kirimizden pasımızdan arındırır bizi. Diğeri içimizde ne kadar kayda değer nakil ilmi varsa tırmalayıp durur onu...
Zemzem şifadır... Diğer sular yırtıcı…
Ayrıca büyükler vaktiyle içine okuyup ta boşuna içirmemişlerdir bizlere, dualı suları...
Şimdi bilimsel olarak tespit edilmiştir ki, su formasyonel bilgiyi içine alır, taşır... Ve bir duaysa içine zerk edilen raks etmeye başlar adeta... Büyüklerin nefesiyle o bir bardak suyun içinde çağlayan bir pınar vardır görmediğimiz... Ve nereye dokunursa oraya şifa götürür...
Donmak ve kayna noktalarını düşünenler ise Himalaya da ki hunza suyunu içsin! Orada İnsanlar 120 yaşına kadar yaşar ve 80 ve 90 yaşlarında bile çocukları olur...
Bu su dünyanın en iyi üçüncü suyudur...
İlki zemzem.
İkincisi Balagay suyu..
Üçüncüsü Hunza Suyu...
Hepsinde bol miktarda çözünmüş oksijen...
Tembih:)
Muammer abi kulağına bir şey fısıldayayım mı? Şu bizim arıtma cihazı satan çocuklar var ya!
Sakın ha! zemzeme elektroliz testi yapmasınlar. Maazallah! Mineral kompozisyonu yoğun olan bu suyun elektriksel iletkenliği de yüksektir. Öyle olunca elektrik akımını alan su demir çubuklardan parçacıklar koparır. Dolayısıyla su kirlenmiş gibi sanılır. Müşteri bu durumda ya! ''Bu ne biçim zemzem suyu.’’ İnanmıyorum artık şifalı olduğuna'' diye bir söz söylese yada içinden geçirirse; vebal altına girmekten korkulur....
O çölde aslan avlıyordu.
Gönül avlamak hazret kıldı Hamza’yı... :)
2002 yılıydı galiba.
Sizden bana:)
Başta söylediklerim ise latifeydi tüm yazıyı okumanız için… :)
Güllaç..../İZMİR
Lakin bu tenkit, Muammer abinin muhabbetine hasret!:)
Anlamak suyun kaynama ve donma arasında gidip gelen o kısacık serüvende bile zordur.
Zira günümüzde ki sular salt hayat verir bu fani yaşamı devam için bizlere...
Ve içinde başka alemlere götürecek nitelikler kalmamıştır ki, nerede teessüs ede gelsin...
Ne kaynama! Ne donma!
Yıl aydın mıdır şimdi? Öyle ya güneşte vardır hala. Hava, toprak ve su...
Durup da! Donma noktasındaki suyu, çözülmesini beklemekten gayri,
İki yer vardır. Ve üç su kalmıştır bu gün... Anlamak için...
Ben onların sırrını ifşa edeyim şimdi...
Suyun çıktığı nokta önemlidir... Ve kimlerin keşfettiği...
Donması da ve kaynaması da insan bilincinden bağımsız veya somut olarak var olan bir gerçeği hatırlatsa da zihinlerimize,
çoğu zaman anlamak, yıl aydın olacaksa doğru kaynağı bulmaktan geçer... Ona bulup sarılır bir teslimiyette...
Evet yıl aydın olacaksa bu gün, suyun çıktığı koca bir kaya kütlesinin dibinde ki bir tekkeye işaret etmek gerek...
Ta Anadolu dan gelen dervişlerin kurduğu Balagay Tekkesine... Bosna Hersek...
Bir kaya kütlesi abanmış gibi durur tekkenin üzerine doğru...
Ve büyük bir mağaranın altından saniyede 43 bin litre şifalı bir su çıkar. Sonra bir nehre dönüşür...
Başka sulara benzemez bu su. Bir bardak daldırıldığın ozon kokusu bariz olarak duyulur. İçildiğinde insanı dinlendirir! Yorgunluğu ve harareti giderir...
Su hegsagonel (altı köşeli kristal ) formda olduğu için İnsanın içini temizler... Zihinlerde ki serbest radikalleri nötralize eder... Belki anlamayı kolaylaştırır miladi bir yılda. Hım! Ne dersiniz?
Zira yeraltından, doğal ve mükemmel bir formda, hiç bozulmadan dünya üzerine bir nimet gibi çıkmaktadır.
Altın Silsileyi okuduğunuzda eteklerinde, kıymetli olan dışarıda kalmayacaktır.. Anlama
mücevheri bir insanın elinde ki kitaptan düşer kalbine... Ne bir hırsız çalabilir artık onu... Ne de dibinden akan serin sulara gömülür...
Kaşgari dergahında oturur gibi oturursun.
Haber salarsın Necip Fazıla!
Gökyüzünden haberli çocuklarla
Uçurtma uçurursun hep bir arada Eyüp Sultanda!
Şimdi anlamak için soruyorum!
Acaba bu dervişler tekkeyi kurarken suyun kimyasal bir analizini yaptırabilmişler miydi? Ne mümkün?
O halde nasıl keşfetmişlerdir dünyada az bulunur bu kalitede ki ikinci suyu? Ve nasıl hesaplamışlardır ki aradan yıllar geçecek ve Hırvatların attıkları bombalar, o dev kayayı aşamayıp böylece bu güne miras kalan bu tekkeye, bir zeval gelmeyecektir..
Evet bir su vardır orada. Bir de tekkenin manevi bekçileri...
Gidip görmek nasip olmadı ama olsun! Dünyanın en iyi suyunu, Müslüman ceddimizin bulması, bizim için kafi derecede bir övünç kaynağı... Yıl aydını anlamak gibi...
Bir de zemzem vardır! Dünyada bakteri üretmeyen tek su…
İçildiğinde sanki vesveseler gider. İzan duygusunu artırır. İçinde serbest klor vardır. o bildiğimiz sentetik klor değil.
Biri süpürge diğeri ise vahşi bir kedi olarak biline gelmiştir.
İsimler benzese de aralarında fark çoktur. Biri kirimizden pasımızdan arındırır bizi. Diğeri içimizde ne kadar kayda değer nakil ilmi varsa tırmalayıp durur onu...
Zemzem şifadır... Diğer sular yırtıcı…
Ayrıca büyükler vaktiyle içine okuyup ta boşuna içirmemişlerdir bizlere, dualı suları...
Şimdi bilimsel olarak tespit edilmiştir ki, su formasyonel bilgiyi içine alır, taşır... Ve bir duaysa içine zerk edilen raks etmeye başlar adeta... Büyüklerin nefesiyle o bir bardak suyun içinde çağlayan bir pınar vardır görmediğimiz... Ve nereye dokunursa oraya şifa götürür...
Donmak ve kayna noktalarını düşünenler ise Himalaya da ki hunza suyunu içsin! Orada İnsanlar 120 yaşına kadar yaşar ve 80 ve 90 yaşlarında bile çocukları olur...
Bu su dünyanın en iyi üçüncü suyudur...
İlki zemzem.
İkincisi Balagay suyu..
Üçüncüsü Hunza Suyu...
Hepsinde bol miktarda çözünmüş oksijen...
Tembih:)
Muammer abi kulağına bir şey fısıldayayım mı? Şu bizim arıtma cihazı satan çocuklar var ya!
Sakın ha! zemzeme elektroliz testi yapmasınlar. Maazallah! Mineral kompozisyonu yoğun olan bu suyun elektriksel iletkenliği de yüksektir. Öyle olunca elektrik akımını alan su demir çubuklardan parçacıklar koparır. Dolayısıyla su kirlenmiş gibi sanılır. Müşteri bu durumda ya! ''Bu ne biçim zemzem suyu.’’ İnanmıyorum artık şifalı olduğuna'' diye bir söz söylese yada içinden geçirirse; vebal altına girmekten korkulur....
O çölde aslan avlıyordu.
Gönül avlamak hazret kıldı Hamza’yı... :)
2002 yılıydı galiba.
Sizden bana:)
Başta söylediklerim ise latifeydi tüm yazıyı okumanız için… :)
Güllaç..../İZMİR
Levent
Cumartesi, 31 Aralık 2011 19:19
Aleme hayırlı yıllar:)
sıhhat vicdan mutluluklar temenni ederim
(Mekke nin Fethi) bu gün
saygılarımla ....
sıhhat vicdan mutluluklar temenni ederim
(Mekke nin Fethi) bu gün
saygılarımla ....
sultan osmanlı
Çarşamba, 28 Aralık 2011 10:14
Sayın Muammer Erkul; 1995 yılından itibaren Türkiye Gazetesi'ndeki yazılarınızla başladı size hayranlığım. Her şiiriniz her yazınızı itina ile sakladım. 1997 yılında sanırım Türkiye Gazetesi'nde yazmış olduğunuz bir şiir vardı.
"Ben sende hasreti sevdim, vuslatı değil. Bir yar gönlümde hapis dedim hücrenin dışı zindan diye. Sen kağıtları sevdin mendilleri sevdin ben beklemeleri sevdim yolları gözlemeleri sevdim......" diye devam ediyordu.
Bu şiiri kaybettim. Fakat 14 yıl geçmesine rağmen hala çok sevdiğim bu şiir ve hiç biyerde bulamıyorum. Lütfen bana gönderebilir misiniz.
Rica ediyor saygı ve selamlarmı sunuyorum...
Sultan
"Ben sende hasreti sevdim, vuslatı değil. Bir yar gönlümde hapis dedim hücrenin dışı zindan diye. Sen kağıtları sevdin mendilleri sevdin ben beklemeleri sevdim yolları gözlemeleri sevdim......" diye devam ediyordu.
Bu şiiri kaybettim. Fakat 14 yıl geçmesine rağmen hala çok sevdiğim bu şiir ve hiç biyerde bulamıyorum. Lütfen bana gönderebilir misiniz.
Rica ediyor saygı ve selamlarmı sunuyorum...
Sultan
Yıldız Seçen
Pazartesi, 26 Aralık 2011 05:39
Herkese merhaba, görüşmeyeli uzun bir zaman oldu sanırım. Yazmadığıma bakmayın her zaman takip ettiğim ve hiç bir zaman vazgeçemeyeceğimsiniz. Safiye'ciğimin teklifine ben evet diyorum, bilmem başkaları ne diyecek. SAYGIYLA, HOŞ KALIN...
Muammer Erkul'un yorumu:Birde bir,,, ikide ikiii...
M:)
Levent
Cumartesi, 24 Aralık 2011 22:31
Kızgınlıkla yazmadım yazmam öğrendim senden :)Onbir senedir elçilerimizi farklı ülkelerden çektik gerisin geriye gönderdik çektiğimize değiyormu kimsenin de umrunda olmuyor emin olun ...
Ülkemde olacaklar ithal edilen malum ülkenin araç gereçleri yakılıp yıkılacak yani paramızla aldığımızı kendimiz yakacağız:(((
Ticaret falan duracak derler :)) yıllardır durmaz orası ayrı bir konu
Askeri siyasi anlaşmalar askıya falan :))
Ben bu TİYATROYU yıllardır izlemekten bıktım (2001-2012)
Ç O K Ç A L I Ş M A L I
Ü R E T M E L İ
Saygılarımla..
Ülkemde olacaklar ithal edilen malum ülkenin araç gereçleri yakılıp yıkılacak yani paramızla aldığımızı kendimiz yakacağız:(((
Ticaret falan duracak derler :)) yıllardır durmaz orası ayrı bir konu
Askeri siyasi anlaşmalar askıya falan :))
Ben bu TİYATROYU yıllardır izlemekten bıktım (2001-2012)
Ç O K Ç A L I Ş M A L I
Ü R E T M E L İ
Saygılarımla..
Tuğba Selçuk
Cuma, 23 Aralık 2011 15:39
İmzanıza Bayılıyorummm Sıcak, Sevecen ve İçten :)
Levent
Perşembe, 22 Aralık 2011 21:36
Sen Sarko'ya takmışsın boş bu iş kimseninde umrunda olmaz göreceksin bak, hiç birşey olamayacak.
Her ne kadar istesek de AVRUPA kendi toplumunu dışlamaz, düdüklerini öttürürler.
Onlara verilecek cevaba bile gerek yok FRANSA toplumuna bakarsanız, kendi öz milletinin yok olduğunu Mültecilerden oluşmuş aciz bir millet topluluğu olarak kendilerini yok edeceklerini görürsünüz.
Türk demek ne demek bunu oradaki bayraktarlarımız Fransızların iliklerine kadar hissettirirler rahat olunmalı.
Bu alemde biz varız ve sonuna kadar da olacağız RABBİM yardımcımız olsun...
Levent
Her ne kadar istesek de AVRUPA kendi toplumunu dışlamaz, düdüklerini öttürürler.
Onlara verilecek cevaba bile gerek yok FRANSA toplumuna bakarsanız, kendi öz milletinin yok olduğunu Mültecilerden oluşmuş aciz bir millet topluluğu olarak kendilerini yok edeceklerini görürsünüz.
Türk demek ne demek bunu oradaki bayraktarlarımız Fransızların iliklerine kadar hissettirirler rahat olunmalı.
Bu alemde biz varız ve sonuna kadar da olacağız RABBİM yardımcımız olsun...
Levent
Safiye Mahmutoğlu Barut
Pazartesi, 19 Aralık 2011 23:56
Çok vefasızım çoook. Siz söylemeden ben yazayım:) Ama sorun, neden? Bu sorunun cevabını yüz yüzeyken versem.
Bugün yağmur pencereme çarpmaya başlayınca içimde öyle bir hasret depreşti ki. Kendimi kocaman apartmanların yüksek katlarına hapsedeli çok olmuş.
Hadi bahanem olun sevabına. Çıkartın beni İstanbul sokaklarına. Buluşalım birgün biryerlerde. Gelebilen tüm sevgili dostlar gelsin. Muhabbete muhabbet katalım.
Olur mu ki?
Bugün yağmur pencereme çarpmaya başlayınca içimde öyle bir hasret depreşti ki. Kendimi kocaman apartmanların yüksek katlarına hapsedeli çok olmuş.
Hadi bahanem olun sevabına. Çıkartın beni İstanbul sokaklarına. Buluşalım birgün biryerlerde. Gelebilen tüm sevgili dostlar gelsin. Muhabbete muhabbet katalım.
Olur mu ki?
Esra Leyla Oruç
Pazartesi, 19 Aralık 2011 15:23
Muammer Erkul'un yorumu:
Hoşgeldin öyleyse, Batuhan'ın anneciği...
Ve zaten sen gitmemiştin ki, hiç gitmemişsin ki;
sadece, kendini kendi aynanın karşısına koymuyordun!
Bu site veya köşe veya her yazımız; senin aynandı, senin aynındı!..
Bazen yüzleşmeye cesaret bulamıyoruz kendimizle.
Yani, ey kocamaaan ve sevgili ailemizin eski ferdi; hoşgeldin yuvana...
Burası senin ve benim ve hepimizin aynasıdır.
Ne varsa sende onu bulursun...:)
Ne kadar çok sevindim ve ne kadar çok mahçup oldum bana cevap yazmışsınız ve ne kadar çok utandım. Onca işin gücün, yoğun ve yorgunluğun içinde bana cevap yazmanız ne kadar da onore etti yüreğimi ve ne kadar da titretti gönül tellerimi.
O vakitlerde tek pencerem sizin yazılarınızdı. Karanlık dehlizteki tek güneşim, yaşama sevincim ezberlediğim hecelerinizdi.
Ve hep derdim ki kendi kendi me acaba gerçek hayatta böyle mükemmel bir insan var mı?
İsmini hiç ama hiç unutmadığım güzel insan, adamın hası adam gibi adam. Güzel ülkemde tek bir Muammer Erkul varlığı savaşlara yıkımlara, ölümlere kötülere, geleceğe dair kaygımı azaltıyor...
Ve tek Bir Muammer Erkul varlığı art niyetsiz, temiz dürüst, insanın insana duyduğu gerçek sevgiye olan inancımı çoğaltıyor.
İyi ki varsınız.
Teşekkür ederim teşekkür ederim, teşekkür ederim...
Esra Leyla Oruç
Hoşgeldin öyleyse, Batuhan'ın anneciği...
Ve zaten sen gitmemiştin ki, hiç gitmemişsin ki;
sadece, kendini kendi aynanın karşısına koymuyordun!
Bu site veya köşe veya her yazımız; senin aynandı, senin aynındı!..
Bazen yüzleşmeye cesaret bulamıyoruz kendimizle.
Yani, ey kocamaaan ve sevgili ailemizin eski ferdi; hoşgeldin yuvana...
Burası senin ve benim ve hepimizin aynasıdır.
Ne varsa sende onu bulursun...:)
Ne kadar çok sevindim ve ne kadar çok mahçup oldum bana cevap yazmışsınız ve ne kadar çok utandım. Onca işin gücün, yoğun ve yorgunluğun içinde bana cevap yazmanız ne kadar da onore etti yüreğimi ve ne kadar da titretti gönül tellerimi.
O vakitlerde tek pencerem sizin yazılarınızdı. Karanlık dehlizteki tek güneşim, yaşama sevincim ezberlediğim hecelerinizdi.
Ve hep derdim ki kendi kendi me acaba gerçek hayatta böyle mükemmel bir insan var mı?
İsmini hiç ama hiç unutmadığım güzel insan, adamın hası adam gibi adam. Güzel ülkemde tek bir Muammer Erkul varlığı savaşlara yıkımlara, ölümlere kötülere, geleceğe dair kaygımı azaltıyor...
Ve tek Bir Muammer Erkul varlığı art niyetsiz, temiz dürüst, insanın insana duyduğu gerçek sevgiye olan inancımı çoğaltıyor.
İyi ki varsınız.
Teşekkür ederim teşekkür ederim, teşekkür ederim...
Esra Leyla Oruç
ESRA LEYLA ORUÇ
Pazartesi, 19 Aralık 2011 13:28
Dün gece, çaresiz her hangi bir sebeple uyuyamıyordum. Karşımdaki duvara monte tv'den İst'un caddelerini trafik akışını gösteren bir ekran ardında hangi radyo kanalı olduğunu bilmediğim bir sohbete dikkat kesildim. Ben aslında Muammer Erkul'un sesini dahi duymamışım daha önce. Spiker sevgi üzerine yazılarınıza benzer bir ifade kullandığından içimden geçti "Aaa Muammer Erkul gibi" demeye kalmadan onun olduğunu anladım.
Ayy ne kadar da tuhaf oldum.
94-95 li yıllardı. Ben Batuhan'ıma hamileydim. Düşünüyorum da ne kadar genç ve ne kadar saftım aynı zamanda. Her gün tek sevincim aldığım gazeteden Muammer Erkul köşesini beklemek ve okumaktı. O sevgi ailesine yıldızlara ne kadar da inanırdım. Hatta bir gün Muammer Erkul'a el yazımla bir mektup yazmış ve gönderememiştim.
O minnacık ama içi derya olan köşe benim yaşama sevincim sıkıntılarıma karşı dayanma gücüm olurdu...
Şimdi yıllar geçti, Batu'm 15 yaşında ve ben hala bazen o kestiğim ve özel bir kutuda sakladığım Muammer Erkul köşelerini açıp okumaktayım.
Şimdi her şey değişti...
Artık internet var, artık hayalinizdeki kahramana çok kolay ulaşabiliyorsunuz. Bazen de hayal kırıklığı yaşamamak için ulaşmak istemiyor insan.
Dün gece o sohbet ve ses ile 15 yıl öncesine gittim...
Adeta diazem iğnesi alır gibi, hani insanın 'feri fesi' çekiliyor ya o misal huzur, sakinlik damarlarımdan tüm vücuduma yayılırken, gözlerimden akıp yüzümü ıslatan ılık damlalar yanaklarıma ve yavaş yavaş çarşafa doğru kaydı.
Ağlıyordum gecenin en koyu karanlığında...
15 yıl sonra eski bir dosta kavuşmanın sevinci ve kaybettiklerimin dilime dolanan "şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" ezgisiyle ve yüreğimde öfke, kin, hasret, sevgi, acı, yıkılmışlık, korku, ümit, arzu, heves ve aşkla; "Yarabbim senden BAŞKA'm yok ki kime gideyim kime gideyimm?.."
Esra Leyla Oruç
Ayy ne kadar da tuhaf oldum.
94-95 li yıllardı. Ben Batuhan'ıma hamileydim. Düşünüyorum da ne kadar genç ve ne kadar saftım aynı zamanda. Her gün tek sevincim aldığım gazeteden Muammer Erkul köşesini beklemek ve okumaktı. O sevgi ailesine yıldızlara ne kadar da inanırdım. Hatta bir gün Muammer Erkul'a el yazımla bir mektup yazmış ve gönderememiştim.
O minnacık ama içi derya olan köşe benim yaşama sevincim sıkıntılarıma karşı dayanma gücüm olurdu...
Şimdi yıllar geçti, Batu'm 15 yaşında ve ben hala bazen o kestiğim ve özel bir kutuda sakladığım Muammer Erkul köşelerini açıp okumaktayım.
Şimdi her şey değişti...
Artık internet var, artık hayalinizdeki kahramana çok kolay ulaşabiliyorsunuz. Bazen de hayal kırıklığı yaşamamak için ulaşmak istemiyor insan.
Dün gece o sohbet ve ses ile 15 yıl öncesine gittim...
Adeta diazem iğnesi alır gibi, hani insanın 'feri fesi' çekiliyor ya o misal huzur, sakinlik damarlarımdan tüm vücuduma yayılırken, gözlerimden akıp yüzümü ıslatan ılık damlalar yanaklarıma ve yavaş yavaş çarşafa doğru kaydı.
Ağlıyordum gecenin en koyu karanlığında...
15 yıl sonra eski bir dosta kavuşmanın sevinci ve kaybettiklerimin dilime dolanan "şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" ezgisiyle ve yüreğimde öfke, kin, hasret, sevgi, acı, yıkılmışlık, korku, ümit, arzu, heves ve aşkla; "Yarabbim senden BAŞKA'm yok ki kime gideyim kime gideyimm?.."
Esra Leyla Oruç
Muammer Erkul'un yorumu:Hoşgeldin öyleyse, Batuhan'ın anneciği...
Ve zaten sen gitmemiştin ki, hiç gitmemişsin ki;
sadece, kendini kendi aynanın karşısına koymuyordun!
Bu site veya köşe veya her yazımız; senin aynandı, senin aynındı!..
Bazen yüzleşmeye cesaret bulamıyoruz kendimizle.
Yani, ey kocamaaan ve sevgili ailemizin eski ferdi; hoşgeldin yuvana...
Burası senin ve benim ve hepimizin aynasıdır.
Ne varsa sende onu bulursun...
M:)
Muammer Erkul
Pazar, 18 Aralık 2011 21:23
ÖYLEYSE HERKESE MÜJDE...
HEMEN YAZAYIM BURAYA:
BİLAL ŞU AN İTİBARİYLE
TRT RADYO-1'DE BUGÜN YAYINLANAN
"SIRRI ER İLE HARBİYE SOHBETLERİ"
PROGRAMINI SİTEMİZE EKLEMEK İÇİN ÇABA GÖSTERİYOOOR...
Ne zaman açar bilemiyorum ama...
M:)))
HEMEN YAZAYIM BURAYA:
BİLAL ŞU AN İTİBARİYLE
TRT RADYO-1'DE BUGÜN YAYINLANAN
"SIRRI ER İLE HARBİYE SOHBETLERİ"
PROGRAMINI SİTEMİZE EKLEMEK İÇİN ÇABA GÖSTERİYOOOR...
Ne zaman açar bilemiyorum ama...
M:)))
Habibe
Pazar, 18 Aralık 2011 19:42
Abiciğim, siz hep böyle gülseniz sonra biz de gülsek.
Çok güzeldi, sıcacık bir sohbetti. Çekirge Çetin çıksın hemen alacağım. Yeğenlerime de alacağım.
Habibe
Çok güzeldi, sıcacık bir sohbetti. Çekirge Çetin çıksın hemen alacağım. Yeğenlerime de alacağım.
Habibe
F.
Pazar, 18 Aralık 2011 19:41
Teşekkür ederim canan (canım yazacakken öyle yazıldı, öyle yazdım ben de:)
Canım da cananım da abim, teşekkür ederim... :')
Dinledim şükür...
Annemle kardeşimle mantı büküyorduk, işi bırakıp yalnız dinlemedim, açtım yanlarında, birlikte dinledik. Ağzınıza da ayağınıza da her bir yanınıza sağlık ;)
Sonundaki Nilüfer'in "intizar"ının sözlerini de dinledim, önceden de hoşuma giderdi o şarkının sözleri. Bir dee Allah devletimize zeval vermesin. Ardında devletimiz olan GÜÇLÜ bir radyo olmasaydı bu kadar rahat dinleyemezdim çünkü.
F:)
Canım da cananım da abim, teşekkür ederim... :')
Dinledim şükür...
Annemle kardeşimle mantı büküyorduk, işi bırakıp yalnız dinlemedim, açtım yanlarında, birlikte dinledik. Ağzınıza da ayağınıza da her bir yanınıza sağlık ;)
Sonundaki Nilüfer'in "intizar"ının sözlerini de dinledim, önceden de hoşuma giderdi o şarkının sözleri. Bir dee Allah devletimize zeval vermesin. Ardında devletimiz olan GÜÇLÜ bir radyo olmasaydı bu kadar rahat dinleyemezdim çünkü.
F:)
Süleyman
Pazar, 18 Aralık 2011 19:35
Güzel programdı.
S... S........ abicim. Allah rızası için.
Süleyman
S... S........ abicim. Allah rızası için.
Süleyman
Şeydanur
Pazar, 18 Aralık 2011 19:34
Çetin'den bize sıra gelmedi ki canım :) dinliyoruz sizden size doğru.
Şeydanur
Şeydanur
2988
Mesaj Yazıldı
Daha sık bekleriz, gel de mutlu et bizleri...
M:)