Tembihler [08 Kasım 2007 Perşembe]



BİR
Misal ki; mahallenizin insanları bir araya toplanmışlar. Ya senin bulunduğun yere gelmişler veya sen onların yanına gitmişsin...
Sende ise, zaten eskiden beri senin olan hazineler var; sana has ve şu sesin kadar sana özel...
Tamamen iyi niyetle ve kendi saflığınla; o hazineni getirsen ve insanların ortasına koyup açsan, yani herkese göstersen...
Bunun nasıl bir tehlike olduğunu düşünebiliyor musun?



Sen mahvolabilirdin, eğer bunu nispet için yapsaydın; Allah korusun... Ama şimdi düşün; acaba orada kimler vardı ve bu yüzden kimler mahvolabilir?..
Ne gördüler? Ne düşündüler? Ne anladılar? Ne anlattılar? Onlardan dinleyenler bunu nasıl yorumlayacaklar?



Uçurumların “uzağından” geçmek lazım!..
Düşsen, belki sana bir şey olmayacak; ama birileri uçurumdan düşer de parça parça olursa, sonra onları kim toparlayacak?



İkram ederken, sunarken, gösterirken; önceden, iyice düşünmek lazım: Bir elbise, bir insana küçük ise giyebilemez... Büyük ise üzerinden sarkar, dökülür...
Senin elbiselerin sana özel! Onlar senin üstünde güzel...
Ve senin, bu elbiseni, nasıl, ve nerede giydiğini kimseler gö-re-mez!..



Büyükler, hazinesi olan talebelerini kıskanırmış ya, çok kıymetli olduklarından... Sen de kendinde olan gizli hazineni kıskanacaksın zikri dilinde tutamayanlardan, yabancılardan; kıskandırmayacaksın kimseyi, fitneyi uyandırmaktan korkacaksın!



İKİ
Yel gelir, eser geçer; fakat üstüne erbabı biner!
Kum savrulur, kayalar yerinde kalır. Rüzgâr, kuşların kanadına sahip olmayan kaplumbağaya ne yapsın?



Kimine acı gelir... Kimi düşer boğulur... Kimi de yorgunluğundan sızlanır;
Ancak deryanın suyu, balıklara hayattır!..



Her şey dışarıdan görüldüğü gibi değil!..
Odunluğa giden elektrik kablosundan hurdaya, hırdavata ne?
Soba kovasına girmiş olan odunla, tavana asılmış ampul arasında fark yok mu?
Tek tek, her birine tutsan bile cereyanı; acaba hangisi duyar kablodan gelen akımı; odunlar mı, kömürler mi, yoksa elektrikle ışıyıp etrafı aydınlatan lamba mı?



Sen ışık vermeyi düşün, aydınlatmaya uğraş, ilmi bulmaya çalış; deden doğru söylemiş...
Her yükseklik makbuldür...
Fakat âbid, abide bir tepesiyse köyün; fâkih, sıradağlarıdır kıtaların!..
 


Stop
Muammer Erkul
08 Kasım 2007 Perşembe


Yorum ekle

MESAJ YAZMADAN ÖNCE:


Dikkat : Buraya yazdığınız yorumlar, onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Yorumunuzda, gerekli görüldüğü takdirde değişiklik, düzeltme vb. yapılabilir. Yorumunuz hiç yayınlanmayabilir. Bu konuda anlayışlı olmanızı rica ediyoruz.


Türkçe yazanlar için hatırlatmalar:
  • Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.

  • Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.

  • 'gelcem, gitcem, gidiyom' denmez 'geleceğim, gideceğim, gidiyorum' denir.

  • 'Herkez' denmez 'herkes' denir.

  • 'bU şEkiLDE' yazmak sadece okuyanı yorar.

  • 'Yanlız' değil 'Yalnız' denir.

  • 'ğ' harfi 'g' şeklinde yazılmaz.

  • 'Dahi' anlamındaki 'de' ayrı yazılır. Yani 'Bende, sende' denmez, 'Ben de, sen de' denir.

  • 'Geldimi?' yazılmaz 'Geldi mi?' yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. 'OKmi?' değil, 'Tamam mı?' denir.

  • 'ahmet, belgin, duru' denmez. 'Ahmet, Belgin, Duru' denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.

  • 'ki' eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, ilgi zamiri ve yapım eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. Ayşe'ninki, evdeki, sabahki, dünkü, bir de baktim ki.. gibi.

  • 'v' yerine 'w' yazılmaz.


'Vazgeçtim, yazmıyorum' demeyin. Öğrenmesi çok kolay ;-)


SİTEDE ARAMA

© muammererkul.com   Yayına başlangıç tarihi : 19 Ocak 2008    İletişim: muammer@muammererkul.com

JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval