Turnalar uçun [17 Eylül 2003 Çarşamba]
"Turnalar uçun...
Yayladan geçin...”
Namlunun gözü gibi baktı bana!..
.....
Biliyordum...
Şimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi;
Ve düşecektim, ayaklarına!..
Halbuki, uzuuundu yolum.
Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları...
Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu...
Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru canıma doğrulduğunda bakışları, bir namlu gibi!..
Uzundu yolum...
Şimdi sanki, titreyen bir iskemlenin üstünde tünemeye çalışıyordum; boynumda ilmek...
Ben iskemleden, iskemle benden daha çok titriyordu!
.....
Yani, yolu uzun bir turna yere seriliyordu; bırakarak uzun yolunun üstünde hayallerini...

Halbuki vurulmak, yorulmaktır...
Vurulmaktır yorulmak veya yorulmaktır vurulmaktan kötüsü; gidenlerin ardından, bakakalmaktır!..
“Turnaları indirmeyin yerlere, onlar yüksekten uçar...
Turnalar elle sevilmez;
Dille sevilir, gözle sevilir, gönülle sevilir!..”
Namlunun gözü gibi baktı bana...
Öyle ki, anladım; bir turna gibi vurulacağımı ve gözümü yolumun üstünde bırakarak düşeceğimi, ayaklarına...
Anladım; yolum yolda kalacaktı, kanım toza karışırken!..
Ve sıcak bir namlu, kılıfına sokulacaktı...
.....
“Turnalar uçun... Yayladan geçin... Yarimi seçin, turnalar...”
Stop
Muammer Erkul
17 Eylül 2003 Çarşamba
| < Önceki | Ana Sayfa | Sonraki > |
|---|
Dikkat : Buraya yazdığınız yorumlar, onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Yorumunuzda, gerekli görüldüğü takdirde değişiklik, düzeltme vb. yapılabilir. Yorumunuz hiç yayınlanmayabilir. Bu konuda anlayışlı olmanızı rica ediyoruz.
Türkçe yazanlar için hatırlatmalar:
'Vazgeçtim, yazmıyorum' demeyin. Öğrenmesi çok kolay ;-)