Susuyorum... (2) [25 Ekim 2002 Cuma]
Susuyorum...
Susuyorum;
Sana!

Sen, susuyorum sanıyorsun...
Bense susuyorum;
Çöl gibi!..

Göl gibi bakıyordum halbuki...
Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme;
Kelimelerin!..

Ben,,, susmuyorum aslında...
Güvercinlerin guu’lamasını dinliyorum penceremin pervazında... Geldiklerinde, her gün; ufaladığım ve önlerine koyduğum dün’ümün başında!..
Dünn... Her dün bir kırıntıdır artık; canımdan alıp, cam dibine koyduğum!..

Susmuyorum ki...
Susmalarım; delirmiş çığlıklardır içimde, çıkacak yol bulamayan!.. Çıldırmış atların nallarıyla tepilmede; yandıkça duvarlarım!..

Susmuyorum!.. Bu, susmak ise eğer; haykırmak nasıl olur?..
Ve çığlık nedir?.. Ve ses nedir?..
Halbuki sen...
Sen, vermeyi unuttuğum bir nefessin içimde;
Bana rağmen, bana saklı!..

İşte böyyle bir çatlayışında zamanın; döküldün benden, aktın parmaklarımın arasından!..

Artık, ne çatlayan zaman yapışır da sen içimde kalırsın; ne kırılmış yumurtanın sızanı içine girer...
Testi, geldiği toprağa düşmüştür artık!..

Ben; susuyorum,,, elbette... Hem de bir çöl gibi!
Ve bilerek şunu, ve anlayarak:
Bir çölün, susuz olduğu için sızlamaz içi...
Her çöl, “bir gün suyla tanıştığı için” böyle yanar, kavrulur!..
Stop
Muammer Erkul
25 Ekim 2002 Cuma
| < Önceki | Ana Sayfa | Sonraki > |
|---|
Dikkat : Buraya yazdığınız yorumlar, onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Yorumunuzda, gerekli görüldüğü takdirde değişiklik, düzeltme vb. yapılabilir. Yorumunuz hiç yayınlanmayabilir. Bu konuda anlayışlı olmanızı rica ediyoruz.
Türkçe yazanlar için hatırlatmalar:
'Vazgeçtim, yazmıyorum' demeyin. Öğrenmesi çok kolay ;-)