Masalın kanatları... [14 Kasım 2001 Çarşamba]



İnsanoğlu, küçük bir “oğul” gibi; masallarla ve misallerle öğrenmeye yatkındır! Ben... Öğrendiğim on şeyin, yedi veya sekizini işte böyle hikaye ve temsillerle öğrenmişsem, benzer biçimde anlatmaya da yakın oluyorum haliyle...
.....
Ahh, masallar; nasıl da uçururlar, bizi kanatlarının üstünde!..
.....
Masallar, her coğrafyada ayrı bir iklimdir;
Sadece kulağı olanların farkedebildiği...
.....
Masallar; her mevsimde esen bahar rüzgarıdır, ardından çiçekler açan!..
İşte o yüzden buldukça, veya yanımdan geçerken yakaladıkça sizin önünüze de koyarım; kıtadan kıtaya uçuşan masalları...
.....
Var mısınız bir tane daha dinlemeye?..
Haydi bakalım...


Avuçtaki yeşim taşı

DERLER Kİ:
(Öğrenmek için zaman gerekir... Sabır gerekir... Ustaları izlemek gerekir.
Dünya hızlandıkça zaman kısalabilir, ama öğrenmenin esası değişmez.
Çin’de ve Hint diyarlarında yüzyıllardır anlatılan bu hikâyede de konu, öğrenmenin değişmeyen esasıdır...)
..........
Genç bir adam, değerli taşlara ilgi duyduğundan bu işi yapmaya karar vermiş...
“Bu mesleği yapacaksam, iyi bir mücevher ustası olmalıyım” diye düşünmüş, ve ülkedeki en iyi mücevher ustasını aramaya başlamış.
Sonunda bulmuş da. Yanına varmış, ve bir süre bekledikten sonra usta tarafından kabul edilmiş. 



-Anlat, demiş usta. Dinliyorum...
Genç adam anlatmaya başlamış; taşlara ilgi duyduğunu, ve iyi bir mücevher ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.
Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş. Sözleri bitince de ona bir taş uzatıp;
-Bu bir yeşim taşıdır, dedikten sonra genç adamın avucuna taşı bırakmış ve avucunu kapatmış.
-Avucunu aynen böyle kapalı tut, ve bir yıl boyunca hiç açma. Bir yıl sonra tekrar gel, demiş. Şaşkın şaşkın suratına bakan genç adama;
-Haydi şimdi güle güle, diyerek oturduğu yerden kalkmış ve odadan çıkmış. 


Genç adam evine dönmüş. Kendisini merakla bekleyen annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi artıyormuş. Günler geçmeye başlamış. Genç adam sürekli söyleniyor, ama avucunu hiç açmıyormuş.
“Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister. Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak... Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım, böyle bir eziyetle nasıl yaşarım. Bu ne biçim ustalık... Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı...” 



Devamlı söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakınıyor, ama avucunu hiç açmıyormuş. Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş. Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat kullanmaya başlamış.
Yattığında da, yanlışlıkla avucu açılıp taş düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş.
Böylece bir yıl geçmiş. Her günü zorluklarla dolu, her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yıl tamamlanmış. 



Ve o gün gelmiş...
Genç adam tam bir yıl sonra, büyük ustanın karşısına çıkmış.
Usta, bir süre beklettikten sonra yanına gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği gururla elini uzatıp avucunu açmış ve:
-İşte taşınız, demiş. Bir yıl boyunca avucumda taşıdım, şimdi ne yapacağım?..
Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:
-Şimdi sana bir taş daha vereceğim, ve sen onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın... 



Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış... Mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş...
Genç adam böyle bağırıp çağırırken, yaşlı usta, ona hissettirmeden bir taşı avucuna sıkıştırmış.
.....
Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan genç adam, bir yandan bağırıp çağırırken avucundaki taşı hissedivermiş. Durmuş... Taşı şöyle biraz daha sıkmış... Sonra heyecanla şöyle demiş:
-Bu taş...
BU TAŞ YEŞİM TAŞI DEĞİL Kİ USTA!..
...ve final
Masal bu kadardı...
Anladık değil mi her birimiz;
Taşın değerinden önemlidir, dokunduğumuzu hissedebiliyor olmak...
.....
Ve hatırladık değil mi her birimiz; avuçlarımızda değerli taşlar olduğunu...
.....
Aman!.. Sakın açmayın, süreler dolmadan...
Benim de açmadığımı biliyorsunuz;
“Düşmeyeseniz diye” avuçlarımdan!..


Stop
Muammer Erkul
14 Kasım 2001 Çarşamba


Yorum ekle

MESAJ YAZMADAN ÖNCE:


Dikkat : Buraya yazdığınız yorumlar, onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Yorumunuzda, gerekli görüldüğü takdirde değişiklik, düzeltme vb. yapılabilir. Yorumunuz hiç yayınlanmayabilir. Bu konuda anlayışlı olmanızı rica ediyoruz.


Türkçe yazanlar için hatırlatmalar:
  • Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.

  • Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.

  • 'gelcem, gitcem, gidiyom' denmez 'geleceğim, gideceğim, gidiyorum' denir.

  • 'Herkez' denmez 'herkes' denir.

  • 'bU şEkiLDE' yazmak sadece okuyanı yorar.

  • 'Yanlız' değil 'Yalnız' denir.

  • 'ğ' harfi 'g' şeklinde yazılmaz.

  • 'Dahi' anlamındaki 'de' ayrı yazılır. Yani 'Bende, sende' denmez, 'Ben de, sen de' denir.

  • 'Geldimi?' yazılmaz 'Geldi mi?' yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. 'OKmi?' değil, 'Tamam mı?' denir.

  • 'ahmet, belgin, duru' denmez. 'Ahmet, Belgin, Duru' denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.

  • 'ki' eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, ilgi zamiri ve yapım eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. Ayşe'ninki, evdeki, sabahki, dünkü, bir de baktim ki.. gibi.

  • 'v' yerine 'w' yazılmaz.


'Vazgeçtim, yazmıyorum' demeyin. Öğrenmesi çok kolay ;-)


SİTEDE ARAMA

© muammererkul.com   Yayına başlangıç tarihi : 19 Ocak 2008    İletişim: muammer@muammererkul.com

JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval