Seyir Defteri - 03 Kasım 2009 (Gel de öpme birader!..)



Nüfus kağıdı eskimiş yetkililer akıl veriyor:
“Sakın öpüşmeyin!..”
Fakat ekranların karşısından itirazlar yükseliyor:
“Emrin olur baba, başka ne yapmayalım?..”


Hani izliyorduk eskiden: "Askere bi’şey olmaz" diyorlardı kameraya bakarak!

Sen şimdi "ben Türk'üm” veya “filan şehirliyim" diyerek AIDS'e efelenen adamları gripten mi korkutacaksın? Pehh!..
Sakın öpme, diye tembih edilen adam: “Ben onun virüsünü bile yirim” diye nara atıyor kafası “çakır” olunca!..



Esnaftan hacı amcayla telefonda konuşuyoruz:
“Kırdım bir vitrin mankeninin kolunu attım valize. Benimle birlikte hac farizası yapıyor. Döndükten sonra her gelene onu uzatacağım…”
Şaşkınlığımı gidermek için şöyle devam ediyor:
“Yavrum, ben dönünce eş, dost, gelmeyecek mi? Gelecek. Torun torba öpmek için el istemeyecek mi?.. E hangi eli vereceğim ben onlara, öpmeleri için? İşte bunu!.. Bu da benim üçüncü elim olarak o mübarek yerleri gezip dolaştı. Ha ikinci elimi, ha üçüncü elimi öpmüşler ne fark eder, teyakkuz halindeyiz! Ya oralardan virüs getirmişsem…
“Aman amcaaa, düşünüp korktuğun şeye bak...
Şu necis domuzun giremediği o mübarek yerlere hiç onun pis virüsü girebilir mi?



İşin diğer boyutu; bayram geliyor…
Malum, bizde bayramlaşma kuyrukları olur. İnsanlar sırayla sarmaş dolaş olur; kollar, eller, kulaklar birbirine karışır… Veya sadece yanaktan öpüşülür…
Eskimo usulü burun sürtmek (hele bu yapış yapış nezleli günlerde) hiç hijenik değildir ve geleneğimize aykırıdır…
Hekimler tokalaşmaya izin veriyor; ama antibakteriyal spreyler kullanmak veya eldiven takmak şartıyla.

Fakat eldivenle tokalaşmak görgüsüzlüktür ve muhatabının gözü önünde (şimdi sen pissindir) der gibi, ellerini dezenfekte etmek çok ayıptır!
Peki yok mudur bunun çaresi? Çoooktur…



Kaşımın üstünde gözüm; aşı’nın üstünde çözüm var!
İyi de, peki nedir çözüm?

Herkes domuz gribinden korunmanın en tesirli yolunu bulmaya çalışıyor bu günlerde.
Kokusu mokusu kimsenin umurunda değil; millet, gerdanlık niyetine boynuna sarımsak dizileri asmaya başladı…
Her evin her odasında birer baş kuru soğan oturuyor; masaların ortasında, sehpaların üzerinde. Grip virüsünü absorbe etsin diye.
“İyi de, anne, nasıl olacak bu iş? Bana bulaşmış olanları mı, mıknatıs gibi mi çekip kendi içine hapsedecek bu soğan?”
“Sana ne! Sen sana denileni yapsana, kör olmayası!..”

Kapıdan girer girmez önce elleri sabunlamalar, sonra adaçayı gargaraları… Sabahları taze sıkılmış meyve suları, akşamları “grip haberlerini” izlerken kasasıyla getirilip ortaya konan portakalları, greyfurtları, elmaları bitirmeye çalışan garipler…



Daha da abartanlar var işi, hani azıcık da yanlış anlayarak: Sokak başlarında teneke çalıyor, gürültü çıkarıyorlar:
"Ya mahalleye bir domuz girer de gribini sokaklarımıza dökerse!.." diye!
Veya gençlerin eline çifteler, pompalı tüfekler verip nöbete dikiyorlar sabaha kadar.

Buraya kadar olanı, işin "domuz" kısmıydı...
Grip kısmı, yani virüs için çareyi de bizim köyden biri keşfetmiş, ismi mahfuz.
Diyor ki:
"Ben bu domuz gribi çıkalı beri, her sabah ve her akşam iki kere, çoban köpeklerime kendimi yalattırıyorum!..
Köpeklerin kokusunu duyan domuz bana yaklaşır mı ki, domuzun gribi bulaşsın!.."




Gerçekten de adamın maşallahı var, turp gibi.
Ama bu teori tutar mı?
Bu yöntem, domuz gribi virüsünden korunmaya yeter mi, bilemiyorum?..

Bir de şu var:
Şehir sokaklarında gezdirilen tırnak çakısı hadi olmadı saç fırçası kadarcık köpecikler bir insanı kaç saatte yalar ve onların parfüm kokusu domuzların virüsünü korkutmaya yeter mi?

Onu da artık siz düşünün!
:)))

Muammer Erkul

 

 

Yorumlar 

 
2 Ziyaretçi 11-11-2009 10:50
Köpek kokusuyla halloluyorsa tamam, sevdim bu işi :)
Soğana, sarımsağa bulaşmam ama ceplerime falan iki-üç tatlı "enik" koyabilirim :)
Alıntı
 
 
1 Ziyaretçi 03-11-2009 22:59
Maydanoz, soğan, limon ve daha bilumum nebatat kürleriyle domuz gribinden nasıl korunacağımıza dair malumat veren e-posta gönderileri, aşı mı olmalı, aktara mı gitmeli çelişkisindeki televizyon yayınları sonrasında paranoid bir hal alan psikolojim, yazınızla kendine geldi, normale döndü. Güldüm, oh, içim açıldı vallahi. :)
Kaleminize sağlık...

SERRA B.
Alıntı
 

Yorum ekle

MESAJ YAZMADAN ÖNCE:


Dikkat : Buraya yazdığınız yorumlar, onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır. Yorumunuzda, gerekli görüldüğü takdirde değişiklik, düzeltme vb. yapılabilir. Yorumunuz hiç yayınlanmayabilir. Bu konuda anlayışlı olmanızı rica ediyoruz.


Türkçe yazanlar için hatırlatmalar:
  • Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.

  • Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.

  • 'gelcem, gitcem, gidiyom' denmez 'geleceğim, gideceğim, gidiyorum' denir.

  • 'Herkez' denmez 'herkes' denir.

  • 'bU şEkiLDE' yazmak sadece okuyanı yorar.

  • 'Yanlız' değil 'Yalnız' denir.

  • 'ğ' harfi 'g' şeklinde yazılmaz.

  • 'Dahi' anlamındaki 'de' ayrı yazılır. Yani 'Bende, sende' denmez, 'Ben de, sen de' denir.

  • 'Geldimi?' yazılmaz 'Geldi mi?' yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. 'OKmi?' değil, 'Tamam mı?' denir.

  • 'ahmet, belgin, duru' denmez. 'Ahmet, Belgin, Duru' denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.

  • 'ki' eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, ilgi zamiri ve yapım eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. Ayşe'ninki, evdeki, sabahki, dünkü, bir de baktim ki.. gibi.

  • 'v' yerine 'w' yazılmaz.


'Vazgeçtim, yazmıyorum' demeyin. Öğrenmesi çok kolay ;-)


SİTEDE ARAMA

© muammererkul.com   Yayına başlangıç tarihi : 19 Ocak 2008    İletişim: muammer@muammererkul.com

JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval